Yunus Emre Erdoğan’ın pratiği, birçok medyum ile birlikte, çoğunlukla kâğıt yüzeyine füzen, grafit ve pastel gibi kuru malzemelerle bırakılan izler etrafında şekillenir. Kâğıdı hem yüzey hem bellek olarak ele alan sanatçı, çizginin yoğunluğunu, malzemenin direncini ve sürecin fiziksel eylemini bir arayüz olarak kullanır. Çalışmalarında mekân, eşya, ışık ve boşluk; hem resmin nesneleri hem de düşünmenin araçları olarak belirir. Dinginliğin bir gerilim taşıyan kompozisyonları, sezgi ile denemeyi bir araya getirirken, malzeme ile kurulan fiziksel ilişki düşünsel bir alanın görünürlüğüne dönüşür.
Sanatçı, son dönem çalışmalarında soyut yüzeyleri doldurma ve boşaltma pratiği ile kompozisyon arayışının ötesinde düşünmenin askıya alındığı anları görünür kılar. Erdoğan’ın soyut işleri nefes almakla nefes nefese kalmak arasındaki sınırda durur, tek ana odaklanan yoğunluk ile çoğalan anların ritmi arasında gidip gelir. Temsil ile temsilden kaçış, hatırlama ile unutma, birlik ile çokluk gibi ikilikler çalışmalarındaki gerilim alanlarını oluşturur.
