SANATORIUM, Erol Eskici’nin Positions Berlin için hazırladığı, belirli nesneler yerine dönüşüm sürecindeki formları sergileyen solo stant sunumunu izleyiciyle buluşturuyor. Eserlerdeki bazı formlar kabuk, yaprak, kanat ya da mineral kıvrımı parçalarını andırırken; bazıları ise preslenmiş, bükülmüş veya yavaşça çökelmiş gibi görünüyor. Yine de hiçbiri tamamen tanımlanamıyor. Bu muğlaklık bir eksiklikten değil, formların tek bir varlık kategorisine yerleşememesinden kaynaklanıyor.
Serinin bir bölümünde organik formlar, petrifikasyon (taşlaşma) sürecinin tam ortasında yakalanmış gibi duruyor: Organik maddenin kademeli olarak mineral bir yapıya dönüştüğü o eşikte... Form artık bir şeyi temsil etmiyor; doğrudan bir "oluş" sürecine işaret ediyor. Bir yaprağı değil, yapraklaşmayı; bir kabuğu değil, kabuklaşmayı çağrıştırıyor. Form, giderek jeolojik bir karakter kazanıyor.
Bazı işlerde tek bir form öne çıkıyor ve kendi içinde değişiyor: Kıvrılıyor, açılıyor, yön değiştiriyor ancak asla tamamlanmış bir duruma ulaşmıyor. Diğerlerinde ise birden fazla form aynı yüzeyde bir araya geliyor; birbirlerine yaklaşıyor, temas ediyor ama asla tamamen birleşmiyor. Her iki durumda da form, bir sonuçtan ziyade bir sürece işaret ediyor.
Seri boyunca tekrarlayan bir morfolojik dil göze çarpıyor: Yelpaze benzeri açılımlar, katlanmış zarlar, dişli kenarlar... Bu unsurlar bir resimden diğerine yeniden ortaya çıkarak yapıtlar arasında bir akrabalık bağı kuruyor. Bir yerdeki kıvrım, başka bir yerde yelpazeye dönüşüyor; eğimli bir sırt, bir başka formda yeniden beliriyor. Bu yankılar, sabit bir düzen dayatmadan serinin kendi iç tutarlılığını oluşturuyor. Serinin temel sorusu, sınırlı sayıdaki morfolojik unsurun tekrar, varyasyon ve yeniden birleşim yoluyla nasıl geniş bir görsel alan üretebileceğidir. Bu anlamda eserler, keşfedilmiş bir dünyayı betimlemiyor; kendi dünyalarını inşa ediyor.
